İlk olarak garip bir futbol izleyici kitlemiz var. Genelde maçları izlemeyip, sadece internetten skorlara bakan ve oynadığı bahise göre futbol yorumlayan garip bir kitle. Mesela hayatları boyunca Zenit'in izlediği maç sayısı Avrupa'da aldığı kupa kadar olan bu kitle şans eseri televizyonda Zenit'in maçını yakalarsa başlar tutup atmaya: "Yahu takım bu forvet hattıyla nasıl buraya kadar gelmiş?" ya da "Zenit de bir şey yokmuş!" 90 dakika bile izlememiştir oysa bu yorumları yaparken. Dün oynanan Porto maçı için de durum böyleydi aslında. Maçın zor geçeceğini herkes biliyordu, ki Porto'nun mutlaka kazanması gerekiyordu bir üst tura çıkması için. Zenit de sahip olduğu özellikleri göz önünde bulundurarak en mantıklı şekilde oynadı. Gerçi biz alışkınız rakibimiz kim olursa olsun ölümüne oynamaya. Bu sabah arkadaşımın "Danny 2 pas yapamadı." sözüne cevap bile vermek istemedim. Evet, yapamadı arkadaş. Tribünler kafasına binmeseydi de yapamazdı çünkü o adam mart ayından beri futbol oynuyor. Zenit ligde şu ana kadar 32 maç yaptı. Bunlara Avrupa ve milli maçları da eklerseniz yapılan maç sayısını anlarsınız. Kadro derinliği de iyi olmayan bir takımın artık yürüyemeyecek hale gelmesi son derece normal. Yahu her şeyi geçtim Kerzhakov ligimizdeki bütün forvetlerden daha iyi birisi. Tıpkı Doumbia ve Eto'o gibi. Love, Traore, Welliton, Emenike, Kuranyi gibi adını yazmadığım isimler de bu listeyi zorlar. Ligi izlemeyip konuşmak son derece saçma. Lyon'un maçlarını sadece Real Madrid ile eşleştiği zaman izleyen birisi olarak Fransız ekibi hakkında "tırt bunlar" demem gibi bir şey.
Bu senenin başlarında Malafeev ile ilgili bir yazı yazmayı planlıyordum. Kariyeri nasıl başladı, yıllar içinde neler yaşadı ve maç içindeki hareketlerini anlatan bir yazı olacaktı. Tam bunları düşünürken mart ayında eşi trafik kazasında hayatını kaybetti. O andan itibaren bir şey yazasım gelmedi ki hâlâ yazasım yok. Yine de dünkü maçtan sonra birkaç satırlık bir şey yazayım. Bizim Slava kardeş büyük ihtimalle dün kariyerinin en iyi maçını oynadı. Petersburg'un çocuğu olan Vyacheslav Malafeev'in maç içinde agresifleşip sağa sola bağırdığını çok görmezsiniz. En fazlası arkasını dönüp yerine geçer. Büyük ihtimalle içinde ne fırtınalar kopuyordur o anda. Ya da baraj kurduracağı sırada eliyle arkadaşlarına işaret eder. Çok mu kızdı koşarak arkadaşının yanına gider, ki o depardan sonra kesin kafa atmasını beklersiniz, derdini anlatıp yerine döner. Gerektiği zaman da arkadaşlarını gazlar ama öyle her an kafamızı ütüleyen bir Orkun hayatta değildir. Zaten Orkun gibi kaleci de bir daha gelmez dünyaya.
İyi kalecidir ama her kalecinin içindeki Rüştü en fazla Malafeev'de mevcuttur. Her zaman derim "bu adamı al bizim ülkenin kalesine koy. Kimse dönüp de bu kim?" diye sormaz. Öyle bizden birisi işte. Yan toplarda bazen saçmalar, topu bir türlü kontrol edemez, uzaktan gelen toplara Rüştü gibi "hoş geldin gardaş!" der. Şaka bir yana şu anda ligin en iyi kalecisi. Akinfeev olduğunda da böyleydi. Dün tam 9 kurtarış yaptı ki bunların 3-4 tanesi gollük pozisyonlardı. Hubocan, Denisov gibi 2 kişilik oynadı. Belki daha da fazlası. Teşekkürler Malafeev.
Maçtan sonra Zenit tarafı:
Maçtan sonra Zenit tarafı:


0 yorum:
Yorum Gönder