19 Şub 2012

Kim Demiş, Fakirler Futbol Oynayamaz? (Maenbalui Kkgeum)



Eski  bir futbolcu, yeni bir girişimci. Başarısız işleriyle son çıkışını bağımsızlığını daha yeni ilan etmiş olan Doğu Timur’da arayan Kim Won-Kang.  Çıplak ayakla top oynayan Timurlu çocukları görünce birden gözü döner. Bundan daha iyi bir fırsat olabilir mi? “Ayakkabı satarım, forma satarım, top satarım. Oh oh oh! Gelsin paralar.” Tabii ki Bay Kim her şeyde başarısız olduğu gibi bu konuda da başarısız olur.  Günlük 1 dolar karşılığında (Toplamda 60 dolar.) sattığı ayakkabıların parasını ödeyebilecek çocuğu bulmak o kadar kolay değildir. Sonuçta gelenin  ve gidenin vurduğu gariban bir yerde kendisi. Sağolsun beyaz adam dokunduğu her yeri çürütüyor mübarek.
Günler geçtikçe parasını alamayan, domuzuna iddiaya giren (300 dolara domuz mu olur aga?) Kim bir süre sonra takımı Japonya’daki turnuvaya götürmeye karar verir. Parasızlık ve geçmişten gelen şanssızlık hiçbir zaman insanın peşini bırakmaz. Öyle böyle derken takım Japonya’ya gider ve Doğu Timur Genç Milli takımı olarak uluslararası arenada Doğu Timur’u temsil eden ilk ekip olur. Filmin sonu da zaten bu maçla bitiyor.

    

Böyle uyduruk şekilde anlattığıma bakmayın. Ne yazasım var ne de araştırasım. Filmin konusu gerçek hayattan aktarılmış. Güney Koreli birisi Doğu Timur’un gençlerini futbolcu yapmış. Filmden aklıma kalan en kötü diyalog ise şöyleydi:  “Bu çocuklarının hepsinin hayali. Endonezya'da başarılı olabilirlerse hayatları kurtulur.”

14 Şub 2012

Aloo Rosina!!!


Bundan sonra kendisine çok iş düşüyor. Umarım birilerini duyabiliyordur.

8 Şub 2012

Danny 8 Ay Sahalardan Uzak Kalacak



Rusya Ligi'nin en değerli oyuncusu olan Danny, geçtiğimiz günlerde antremanda sakatlanarak sahalardan 6 ya da 8 ay uzak kalacakmış. Zenit'in Şampiyonlar Ligi'nde Benfica ile yapacağı maçlardan hemen önce böyle bir sakatlığın yaşanması takımdaki her şeyi bozdu. Gerçi sadece ŞL değil, lig için de aynı durum geçerli. Hele ki Dinamo Moskova'nın Dzudzsak ve Noboa transferi ile kadrosunu daha da güçlendirmesi sonucu lig kaldığı yerden devam edecek gibi durmuyor.

Gelelim takımın bu sakatlıktan nasıl etkilendiğine: Danny'nin attığı goller, yaptığı asistler ya da maç içindeki performansından bahsetmiyorum. Bahsettiğim şey tam olarak TRANSFER. Artık "Takıma kim gelecek" diye düşünmeye gerek yok. "Danny'nin yerine kimi alacaklar?" sorusunu düşünmek gerekiyor. Burada da bir sorun çıkıyor karşımıza. Alınacak oyuncu, ki bence kimseyi almaz bu adamlar yine, Danny'den daha iyi olursa sakatlık bittikten sonra ne olacak? Normal sezonda Danny'nin yedeği şeklinde oynayacak birisi alınırsa takıma şu an ne kadar bir katkı sağlayacak? 1 sezon sonra Danny'yi satarız diye de hareket etme gibi bir şansı yok insanın. Bu yüzden Krasiç, Arşavin isimleri söylenip duruyor. Hatta Krasiç'in menajerleriyle İtalya'da görüşüldüğü de belirtildi ama bakalım. Kısmet. Ne olursa olsun bence bu sakatlıktan en kârlı çıkacak isim Rosina olacak. Umarım eline gelen bu fırsatı tepmez. 

Not: Ön, arka, çarpaz her türlü bağlarının yırtıldığından bahsediyorlar. Portekiz'de ameliyat olacakmış. Son bir not da bizim Almeida bu sakatlıktan dolayı çok üzülmüş.

30 Ara 2011

Rusya Ligi'nde 2011'in Enleri

2012'ye komple girmeye çok az bir süre kalmışken yalandan da olsa Rusya'da 2011'de neler olmuş bir bakalım.
İlk olarak elde patlayan transferlerden bahsedeyim, sonra da aklıma gelirse "Sen neymişsin be abi?" kısmına bir şeyler yazarım. Anlatım bozukluğu benim genlerimde vardır.

Yılın Çöpleri:

1- ZVEZDAN MISIMOVIC

İlk sırada çok tanıdık bir isim var. Sakızlı muhallebi Misimoviç. Sezon başında transfer edilen Misi bir türlü istenilen performansa ulaşamadı. Oysa ligin ilk maçında Lokomotiv  Moskova'ya karşı 1 gol, 1 de asist yaparak Galatasaray'daki günlerini unutturacağını tahmin etmiştim. Şu ana kadar ligde 24 maçta 3 gol atıp 6 tane de asist yaptı. 11 maçta ilk 11 başlarken sadece 2 maçta toplam 90 dakika sahada yer aldı. Zaten sahada kaldığı dakika sayısı 1086 dakika. Gerçi Voronin'in bu sene çılgın atması bizim sakızlının şanssızlığıydı.

2- VLADIMIR BYSTROV:

Aslında Bystrov ve Zenit'in yatan oyuncuları olmalıydı 2 numara, ama Bystrov tek başına yeter. Bu sene sakatlıklardan bir türlü kurtulamayan arkadaş ligde sadece 4 maçta görev alıp, toplamda 86 dakika sahada yer aldı. Sakat olmasından dolayı burada ne işi var diye sormayın. O Bystrov. Takım arkadaşlarından ise listeye ilk sırada girecek olan Ionov var. Genç oyuncuya sezon başında verilen fırsatlar hep boşa gitti. Yeteneğine rağmen garip bir halde olması onu neredeyse takımdan uzaklaşma noktasına getirecekti. Senenin en kötü ismi Zenit açısından bence.

3- SENIJAD IBRICIC:

Bir önceki transfer dedikoduları yazımda kendisinden bahsetmiştim. İşin aslı Split'te oynarken de ben kendisini fazla beğenmiyordum. Hatta takımından adını hatırlamadığım uzun boylu eleman benim daha çok hoşuma gidiyordu. Her neyse, büyük ihtimalle iki taraf da kopma noktasında ve İbriçiç başka bir ülkeye giderse kariyerini yeniden şekillendirir gibi. Ama dediğim gibi Lokomtiv kendisinden hiç ama hiç memnun değil. Yakında dövecekler adamı haberi yok. "Bank Asya'da İbriçiç gibi en az 50 isim sayabilirim."

4- DIEGO TARDELLI:

Anzhi'ye gelmeden önce hiç maçını izlememiştim. Sadece ismini duyduğum için "ooo süper adam." diyerekten Youtube ve Fm seviciliği yapacak değilim. Bu yüzden takımda oynadığı maçlara bakacak olursam aranan bir forvet değil. Yani nokta transferi değildi bu arkadaş. Büyük ihtimalle sene başında gaza gelen yönetimin bir tane daha Brezilyalı'dan sorun çıkmaz diye transfer ettikleri isim olarak düşünüyorum. Sahada uğraşıyordu ama genelde orada ne aradığını kendisi de bilmiyordu. Ligde sadece 13 maç oynadı ki Eto'o gelene kadar adam gibi forveti olmayan bir takımdı Anzhi. Ülkesine ya da başka bir yere tek yönlü bilet alınıp yollanacak. Bir daha da Avrupa'ya geleceğini zannetmiyorum. 

Bu listeye Rubin'den en az 3 oyuncu daha eklenebilir mesela. Ama en göze çarpan bu saydıklarımdı. İlk sıradada Misi yer alıyor. Şimdi de diğer alana atlayalım:

Sen Neymişsin Be Abi?

1- ARTUR YUSUPOV:


Ligi sarsmış bir oyuncu olmasa da bu sene ortaya koymuş olduğu performansla bütün dikkatleri üzerine çekti. Bunda Dinamo'nun bu seneki güzel futbolu da etkili tabii ki. Yusupov, ilerleyen zamanla takımın kilit oyuncusu olmayı elde etti. Bazıları genç demeyebilir, ama daha 89 doğumlu olan bu defansif orta saha fizik olarak biraz daha güçlenirse ve pas trafiğinde daha etkili olursa ikinci bir Denisov ortaya çıktı diyebiliriz. Zaten kendisi de Denisov'u severmiş. (Sevmeyen ölsün.) Dinamo'nun genç kadrosunda büyük işler yapıyor. Transfermarkt'e göre fiyatının nasıl yükseldiği her şeyi özetliyor. 

2- EMMANUEL EMENIKE:

Tamam, biz adamı biliyoruz da Rusya'da kaç kişi biliyordu Emenike'yi? Cska maçıyla başlayan yükselişi sonrasında basında en çok adı anılan kişi oldu Spartak adına. Karpin'i bile geçebilirdi belki bu konuda, ama Karpin'in her şeye bir lafı olduğu için olmadı. Az bir paraya transfer olmasa da Rusya'da bol miktarda yüksek bonservisli çöp oyuncu kontenjanı var. Emenike niye onlardan birisi olmasın diye insanlar düşünebilir. Haklılar bu konuda. Ligde çıktığı 11 maçta (813 dakika)  8 gol, 2 asistle bu düşünceleri sildi. Bize de geçmiş olsun dilekleri geldi ancak.

3- TARAS BURLAK:

90 doğumlu defans oyuncusu bu seneki performansıyla milli takıma kadar yükseldi. Lokomotiv'de gizli işleri yapan isim o. Fm 2012 oynarken takıma transfer etmek için o kadar yırtınsam da bir türlü alamamıştım kendisini. Adamlarda o kadar genç oyuncu piyasa çıkıyor ki takip bile edemiyor insan. Alt liglerde de yine isimler mevcut. Dağılan SSCB ülkelerinin genelinde de eminim bu durum farklı değil. Ama biz ne olursa olsun Avrupalı almalıyız. Neyse Taras efendi birkaç sene sonra ligde ve dünyada adından sıkça söz ettireceğe benziyor.

Bu listeye Mosvisyan, Davydov, Ahmedov, rüzgarın oğlu Grigoryev ve adı aklıma gelmeyen bir sürü isim daha eklenebilirdi.

27 Ara 2011

Rusya'da Transfer Dedikoduları

Rusya'nın spor basını inanın bizim fanatik/fotomaç ekseninde devam ediyor. Her sabah Ronaldinholar havalarda uçuşuyor. Bir futbolcu 1 hafta içinde 5 takımın transfer listesine girebiliyor. En azından bizde bu pek fazla olmuyor. Hasan'ı bir takım istiyorsa basında onu görüyoruz. Hazır ligde ara verken uçuşan transfer dedikodularından ufak da olsa bahsedeyim dedim. Kulüplerdeki koca herifler oturup dedikodu yapıyor ya, anlamıyorum ben durumu.

Zenit için daha önce bir yazı yazmıştım. Her ne kadar anlamını yitirmiş olsa da Spalletti'den Gider bir şekilde gitti. Bu yazıdan sonra adı dedikodulara karışan en güzel isim Denis Glushakov. Loko'nun 87 doğumlu hırçın orta sahası emekli ikramiyesini almak için gün sayan Zenit orta sahası için çok yerinde bir transfer. Şu an için istediğim tek oyuncu kendisidir. 26 maçta 8 golü bulunuyor şu an. Maç içinde ne yapacağı belli olmayan bir tip.
Transfer için adı geçen bir diğer isim ise bizim de sıkça duyduğumuz Reyes. Daha önce Anzhi teklif götürmüş, ama kabul edilmemiş diyorlar. Reyes için Rusya'dan Lokomotif, Rubin ve Zenit konuşuluyor. Bence olursa Rubin Kazan olur. Zaten Zenit'e gelmesin.

Rubin Kazan cephesinde ise yine hareketleri günler yaşanıyor. Her gün 10 isim gelirken bir o kadarı da takımdan ayrılıyor. Gelecekler arasında Servet'in ismi geçmişti. Hem Galatasaray hem de Servet için iyi bir transfer olurdu. Sanırım sözleşme şartlarında anlaşamadılar gibisinden haberler çıkmıştı. Bocchetti'nin takımdan ayrılması durumunda Servet orada en az 1 sene oynar. Gerçi partneri kaptan Şaronov ile nasıl olurlar bilemem. (76'lı o da be arkadaş.) Burak Yılmaz'ın adı hem Cska hem de Rubin ile anılmıştı. Üstünde bile durmaya gerek yok bu dedikodunun. Şayet Burak Rusya'ya giderse kendisine yazık eder. Rubin'in listesinde bir diğer isim de Farfan.

Takımdan ayrılacaklar arasında kesin gözüyle bakılan isimlerin başında forvet Medvedev yer alıyor. Valdes ve Dyadyun'un yer aldığı kadroda yer bulması zaten zor. İlerleyen yaşını da düşünecek olursak, bir alt lige yelken açar yine. Yine de ne olursa olsun 1 dakikada sahada yer alsa mücadele elen birisidir. Ansaldi'nin Benfica'ya gitme olayı da yalan olmuş. Maddi olarak anlaşamamışlar, öyle diyorlar. Hakan Balta bu sezon iyi gibi gözükse de bence Galatasaray'ın aradığı sol bek ihtiyacını en az 5 sene karşılar Ansaldi. Galatasaray'a transfer olsa "bu paraya defans oyuncusu mu alınır?" diye sorar bizim medya. Orası ayrı, orası Rusya.
Carlos Eduardo da Avrupa'daki ömrünü tamamlayıp ülkesine dönmek istiyor. Zaten kötü bir sakatlık yaşamıştı. Bunun yanında Avrupa futbolunda Obafami Martins gerçeği var ve adam Rubin'de. Çin'e transferi ile ilgili bir şeyler yazıyordu ama okuyamadım. Daha doğrusu anlayamadım. Özet geçecek olursam; Rubin'in yakasına yapıştı adam. Gökdeniz ise kariyerimi burada bitirmek istiyorum dese de Galatasaray'a adamı zorla transfer ettirecekler. Rubin göndermediği sürece takımdan ayrılacağını da düşünmüyorum ben. Dinamo Moskova'ya transfer konusu ise yedeklikten öteye geçemez.

Transfer dedikodusu olacak ve adı hiç duyulmayacak bir takım varsa o kesinlikle Anzhi değildir. Ronaldo "gelirim aga" dese hemen şu an alırlar. Yani transfer konusunda sorun yaşamasalar 30 tane yıldız futbolcuyu kadrolarına katarlar. Sonra da biz nerede yanlış yaptık diye düşünürler. Çünkü Ruslar da bizim gibi önce hareket edip sonra düşündükleri için gayet normal. Anzhi'nin transfer olayı için de çok ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bölgenin ve ülkenin siyasi/ekonomi yapısı hakkında fazla bilgi sahibi olmadan yapılan her transfere Arap şeyhi yakıştırması yapılmaması gerekir. Eto'o ile yabancı üst limitini doldururken, yerli transferinde sıkıntı yaşıyorlar. Her ne kadar Zhirkov gelmiş olsa da asıl istedikleri Arshavin. Şayet Arşavin takıma gelirse yerli transferinin de önü açılır.

Gelelim isimlere. O kadar çok ki: Farfan'dan tut Ganso'ya kadar uzuyor liste. Yuri Krasnozhan ile anlaştılar en son. (He, fitbolcu.) Bu yüzden takımdan ayrılmasına kesin gözüyle bakılan bir isim var. Sadece ondan bahsedeyim. Diego Tardelli. Hem kadro derinliği hem de beklenen verimi alamadıkları için ülkesine postalamak istiyorlar. Burada karşılarına çıkan tek sorun ise Anzhi'nin fazla para istemesi. 3-5 deseler büyük ihtimalle benimle birlikte bavullarını hazırlamış olurdu Tardelli.

Kuban ise Traore için gelen teklifleri dinliyor. Anzhi onun için keseyi açtı diyorlar ama ne kadar doğrudur. Muhteşem bir isim ve daha çok genç. Takımda sorunları var gibi ve bu sezon olmasa da gelecek sezon için büyük ihtimalle satılacak. Rusya yerine umarım bu transfer Avrupa'da iyi bir lige olur.

Lokomotiv'e o kadar diyorum "kaleci al, yolla o Brezilyalı'yı" ama dinlemiyorlar beni. Pavlyuchenko en çok Loko ile anılıyor. Rusya'ya döneceğine birkaç sene daha İngiltere ya da başka ülkede top koşturur bence. Farfan ve Reyes yine ortak isimlerden. Gidecekler arasında ise İbriçiç baş köşede. En sonunda tekme, tokat takımdan atacaklar gibi. Hiç ama hiç memnun değiller kendisinden. Her iki taraf için de aynısını gerçi.


Ve gelelim asıl baba takım olan Cska Moskova'ya. Real Madrid ile yapacakları maçı sabırsızlıkla bekliyorum. Real şöyle 1-2-3 yetmez 4-5-6 olsun yaparsa sevinçten dört köle olurum. Cska'dan ayrılacakların başında Vagner Love geliyor. The Trotsky'de Trotskiy'in "Sen benim Stalinimsin!" dediği gibi "Sen benim Luganomsun!" Love. Her sene takımdan ayrılan sonra idmanlara başlayan bir isim. Disiplinsiz Brezilyalılar'ın en son temsilcisi kendisi. Büyük ihtimalle sene sonunda iki taraf evliliklerine son verecektir. Şayet şimdi giderse takımın hücum hattında kafam kadar bir boşluk oluşur.
Stoch'un adı yine ortak paydadan Rusya piyasasına girdi. Rusya'da iş yapar ama Fenerbahçe onu satar mı? Şayet gelirse tekmelere şimdiden alışsın. Forvet için Yura Movsisyan'ın adı geçti. Bu senenin fark yaratan isimlerinden birisi. Büyük takımda oynarsa daha iyi iş yapacağına eminim. Her ne kadar öylesine adı geçse de ciddi bir transfer olur.

Çoğu takımı buraya yazmadığımı fark etmişsinizdir. Sebebi ise Japonya'daki bir gazetenin spor sayfasına bırakılan yorumdan hareket ederek trasnfer dedikodusu haberleri çoğu.










26 Ara 2011

17 Ara 2011

Rusya Ligi En İyi On Bir

Benim gibi duygularıyla hareket eden bir insan için ligin en iyi oyuncularının karmasını oluşturmak inanın çok zor. Bu yüzden kendime en az hasar verecek şekilde bir ilk 11 yaptım. Kadroyu oluştururken en çok orta saha ve forvet hattında zorlandım. Mesela Emenike ve Eto'o'yu kadroya dahil etmedim. Aslında Emenike yedek kadrodan girebilirdi, ama daha her şey net değil. Karabük'teki performansını bilerek ne yapacağını biliyoruz ama olsun. Bu yüzden yedek kadroda Traore var, ki Petrescu ona günde 2 posta dayak atsa şu an ilk on birdeydi, bir de nereye koyacağımı bilemediğim Voronin!



4-4-2'den 4-1-3-2 taktiğine evrimleşerek gelen geçenden 5 gol yemeyi planlıyorum bu kadroyla. Kısaca isimlere bakacak olursak:

KALECİ:

Igor Akinfeev (Cska Moskova) : Bana kalsa kendisini yedek kulübesinde çürütmek isterim. Hatta soğuk havalarda battaniye bile vermem kendisine, ama hakkını da yememek gerekiyor. Adı Akinfeviç olsaydı şu anda daha göz önünde olan bir lige transfer olmuştu. Rusya'dan oyuncu transfer etmenin, hele ki ligin ve milli takımın en önemli oyuncusunu, ne kadar zor olduğu biliniyor. Bir de adam kaleci. Rakiplerine hep tepeden bakan kibiriyle ligde 22 maçta 15 gol yedi. Sakatlandıktan sonra takımın nasıl sıradan bir ekibe dönüştüğü ise gözlerimi yaşarttı. Geri kalan maçlarda kaleye geçeceğini tüm Rusya sevinçle bekliyordur eminim. Bu arada Akinfeev, salon idmanlarından arta kalan vakitlerde de rap albümüne eşlik yapmıştı. 

DEFANS:

Cristian Ansaldi (Rubin Kazan): En az zorlandığım pozisyonlardan birisi sol bekti. Ya Criscito'yu ya da Ansaldi'yi seçecektim. Zenit'ten fazla oyuncu olmasın diye Arjantili'yi seçtim. Kapı gibi defans oyuncusu olan güzel sesli oyuncumuz büyük bir ihtimalle Rusya'dan uzaklaşacak. İtalyan pasaportu (nasıl bir laf bu?) da olduğunu düşünürsek Avrupa'da bir yerlere kapak atar artık. Rubin'in defansif oyun tarzında sol kanatı şenlendiriyordu. Onun olmadığı maçlar ise iyice işkenceye dönüşüyor.

Aleksander Anyukov (Zenit) : Hani biz Gökhan Gönül'ü yerden göğe sığdıramıyoruz ya işte bu adam ondan daha fazlasını hak ediyor. Tek eksiği oyuncu geçme yeteneğidir, yoksa kademe desen var, orta desen var, gol desen o da arada sırada var. Kısaca büyük kaptandır kendisi.

Bruno Alves (Zenit) : 22 milyon Euro eder miydi sorusuna ya da "Zenit'in 22 milyonluk oyuncusu" sözüne hiç girmek istemiyorum. Sonuçta her şeyin bir bedeli var. Zaman zaman çok krtik hatalar yapsa da ligin tartışmasız en iyi stoperi. işin ilginç Real Madridli Pepe ile aynı hataları yapması. Tabii ki Alves daha insancıl. Pepe'nin yanına şu sıralar kimse yaklaşamaz gibi. 

Salvatore Bocchetti: (Rubin Kazan): Rubin'den buraya bir isim daha aldım. Aslında Bruno'nun yanına Ignashevich'i koymak isterdim, fakat ikisi birbirini yer diye Bocchetti'de karar kıldım. Şu ikiliyle çıkmak demek her an patlamaya hazır bir bombayla sahada olmak demektir. Şaka bir yana ligde en sevdiğim defanslardan birisidir. Gurban Hoca'nın en güvendiği isim büyük ihtimalle kendisidir. Sol beke koy orada oynar, bana mısın demez. Duran toplarda rakip defansı bir güzel birbirine katar. Tipik bir İtalyan aslında. Onun da Juventus'a gideceği gibi sözler var, her sene olduğu gibi.

ORTA SAHA:

Igor Denisov (Zenit): İsterse tüm sezon yedek beklesin yine de burada yerini alacak olan tek kişidir bizim Igor. İlk olarak çok iyi top kesen bir oyuncu. Keşke bununla ilgili istatistiklere ulaşabilsem. Defansını Denisov gibi rahatlatan bir oyuncu daha yok şu ligde. Bunun yanında son derece de sert bir oyuncu. Oyum 10/10
Denisov dedikten sonra da şu videoya mutlaka bir bakın.

Mbark Boussoufa (Anzhi): Transferin son gününde Terek'e çalım atarak Dağıstan ekibine imzayı basmıştı. Çeçenistan'da oynamak istememesinin en başında güvenlik sorunları geliyordu. Dağıstan sanki çok güvenilir bir yer diyebilirsiniz, ama en azından Anzhi bu konuda daha iyi. Söyleyeceğim bir sonraki şey ise ne zaman Anzhi bir transfer yapsa bütün yaptığı bütün flaş trasnferlerin ismi sayılır ama bizim Mübarek ne yazık ki o listeye giremez. Transfer piyasası olmasa tamam da böyle bir durum da söz konusu da değil. Boussoufa, Anzhi'nin tam olarak beyni. O olmadan Anzhi nasıl bir takım olur şu an bilemiyorum. Sahada basmadık yer bırakmayan bir insan. Takım arkadaşı Ahmedov'u da keşke buraya yazabilseydim.

Alan Dzagoev (Cska Moskova): Bir şey yazmama gerek var mı? Tek kelimeyle o bir "Dursun".

Danny (Zenit): Şu Portekizliler'in ayağının dışıyla topa vurması en çok ona yakışıyor. Lige oynadığı 27 maçta 9 gol atıp 10 tane de asist yaptı. Şayet Kerzhakov sakatlanmasaydı asist sayısı eminim daha da yükselirdi. 

FORVET

Aleksander Kerzhakov (Zenit): Koşarken boynu yok olan koca kafa. Evet, depar atarken birden boynu yok olup kafasına karışıyor ve bu yüzden kafası kocaman oluyor:) Gol krallığında Doumbia ile yarışırken yaşadığı sakatlık sonrasında bu yarışma sona erdi diyebiliriz. 22 maçta 16 gol, 7 asisti var. Çok şut kullandığı söylense de girdiği pozisyonları düşünürsek gayet normal. 

Seydou Doumbia: (Cska Moskova): Partneri Love ile muhteşem bir uyum halinde olan Doumbia 30 maçta 24 gol atıp 9 tane de asist yaptı. Ceza sahasında topla buluştuğu vakit ayağından çıkan topun gol olmama olasılığı çok düşük. 



YEDEKLER: 

Malafeev (Zenit), Traore (Kuban), Ignashevich (Cska), Voronin (Dinamo), Agalarov (Anzhi), Glushakov (Lokomotiv), Semshov (Dinamo)

13 Ara 2011

Anelka'nın Yeni Forması


Tabii ki bu formayı giymeyecektir ama yaşını almış futbolcular bir bir uzaklara gidiyor artık. Artık Rusya'dan sonra (Biz de buradayız aslında.) Çin'de transfer piyasasına girdi diyebiliriz. Çok alakasız olsa da böyle. Keşke daha uzun seyredebilseydik seni be burada Anelka.

Not: Fotodaki de bildiğin bizim Hüseyin Emmi be!